KÖŞK YÜRÜR MÜ HİÇ?

KÖŞK YÜRÜR MÜ HİÇ?


Benim yıllar önce öğretmenimden duyduğum ve  duyduğumda kendisine bir kez daha hayranlık hissettiğim Atam’ın  başından geçen bir olay vardır.

Belki çoğunuz bunu çok iyi biliyordur ancak güzel yurdumun ormanlarının çayır çayır yandığı şu günlerde olaylara bir dâhinin penceresinden bakmak, unutanlara da hatırlatmak isterim:

Yıl 1930…

Atatürk, çok beğendiği Yalova’da birkaç yıl önce yaptırdığı çiftliğine gelir. Bir de bakar ki  bahçıvan, dalların  köşkün penceresine değmesi  nedeniyle elinde testereyle koca bir çınar ağacının dallarını kesmek üzeredir. “ Sakın!” der. “Ağaç, kesilmeyecek, köşk yürütülecek! “ O zamanın şartları düşünüldüğünde hayali bile imkansız olan bu görevi İstanbul belediyesi üstlenir, fen işleri teknik ekiple beraber gelir. Bina çepeçevre kazılır, temel seviyesine inilir. Tren rayları getirilir, santim santim temelin altına sürülür. İki katlı ahşap bina komple rayların üstüne oturtulur, halatlarla atlara bağlanır. Nihayet köşk, üç günde toplam 4 metre 80 santim kaydırılır. O gün  yapılan işlemlerden sonra çınar, kesilmekten kurtulur.

10 Ağustos 1930 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'ne bu konu haber olur. Atam, konuya sadece şöyle cevap verir: “O çınar devlettir!”

Daha sonraki yıllarda da Atatürk şahsına ait  bütün taşınmaz mallar gibi bu köşkü de Türk milletine bağışlamıştır. Halk arasında “Yürüyen Köşk” olarak anılan bu bina halen müze olarak kullanılmaktadır.

Yer Ankara...

Çankaya Köşkü girişindeki kayısı ağacı nedeniyle garajdan çıkan arabaların çok hassas manevralar yapmaları gerekiyordur. Ağacı kesmeyi konuşurlar, haberi olur...

“Meyvesini yediğim ağacın kesilmesini değil, dalının dahi kopartılmasına tahammül edemem, ona göre!” demiştir. 


 Ankara'da yol çalışmaları için kesilen yaşlı iğde ağacı için dediği gibi “Yaşlı ve çelimsiz bir ağaçtı ama baharda çevresine gölgelik ve güzel bir koku saçan hoş bir varlıktı." 


Bunun gibi daha pek çok örnekten yola çıkarak Atatürk’ün doğa ve ağaç sevgisini anlayabiliriz. Yıllarca savaş meydanlarında yaşamış, taş üstünde taş kalmadan yakılan, yıkılan vatanı görmüş, nice yiğitlerin şehit olmasına ,gazi olmasına tanıklık etmiş bir önder elbette ki  “iki dalın ne önemi var ki” diyebilirdi.  Bir ağacın dalı kesilmesin diye binayı kaydırmak bambaşka bir mesajdır ki, yaklaşık 90 yıl sonra bile bize ışık olmaktadır.


Şimdi Anıtkabir'de bir orman içinde yatıyor Atam.

Anıtkabir toplam 730 bin metrekaredir ve bunun 630 bin metrekaresi Barış Parkı' dır. 

Ağaç sevgisinden ve “yurtta sulh cihanda sulh" vizyonundan ilham alınarak Anıtkabir ‘i çepeçevre sarmalayan Uluslararası Barış Parkı oluşturulmuştur. Yurtta barışı temsilen Istanbul, Ankara, Eskişehir ve Samsun’dan onbinlerce ağaç getirilmiştir. Dünyada barışı temsilen de 24 ülkeye davette bulunulmuş; Avusturalya dağ çamından, Kanada akçaağacına, Japon kiraz ağacından, Norveç gürgenine, Portekiz sahil çamından, Yugoslav meşesine kadar yüzlerce ayrı türden ağacın fideleri gönderilmiştir. Atam, kabrinde o ağaçların hışırtısında uyuyor. Siz de gidince gözlerinizi kapatıp bir dinleyin...


Her zaman milletine örnek olmuş, eğitime ,vatan savunmasına hayatını adamış, yaklaşık 4000 kitap okumuş, doğruluktan hiç ayrılmamış, hurafelerle mücadele etmiş yani bizde de  dünyanın gözünde de  saygın bir yeri olan Atatürk’ten söz ediyoruz.


Hal böyleyken her yıl tekrar tekrar yanan, her sene sanki ilk kez başımıza geliyormuşçasına şaşıp kaldığımız, etraftan çaresizce yardım beklediğimiz orman yangınlarını izliyoruz  günlerdir. Nasıl yardım edebilir, neler yapabiliriz diye düşünüp kahrolurken  maddi yardımlar mı göndersek, kampanyalar  mı başlatsak, tekrar  mı diksek ağaçlarımızı diye çözüm bulmaya çalışırken insan şunu düşünmeden edemiyor:  yenisini diksek bile yanan başka bir can dikilen başka bir can değil midir? Birbirinin telafisi olabilir mi? Üstelik bir şekilde ağaçları tekrar diksek bile yanan yok olan sadece ağaç mıdır? yok olan yanan diğer canlıları ne yapalım? 

İnsanıyla, kurdu kuşuyla yanıp kül olan geleceğimiz, umudumuzdur.

Ağaçlar, ormanlar artık ihmal  mi  dersiniz, rant mı dersiniz, sabotaj  mı  dersiniz, küresel ısınma mı dersiniz, ne derseniz deyin… bir şekilde bir şeylerin kurbanı oluyor. 

Peki... Ormanları korumak, ormanları savunmak da bir vatan savunması değil mi sizce de?


Sevgiyle kalın! 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Melda ASLI - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Şanlı Bayrak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Şanlı Bayrak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Şanlı Bayrak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Şanlı Bayrak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.