AFRİKA

AFRİKA 

Çok yakın zamanda Afrika kıtasına bir ziyarette bulunduğumu biliyorsunuz.

Size orada gördüklerimi anlatmak istiyorum. 

Sosyal medya hesabım üzerinden yazan herkesin gördüklerimi olabildiğince anlatmam yönünde gelen istekler doğrultusunda da başlık başlık notlarımı aktarmaya karar verdim.

Daha önce "En Uzun Yolculuk" isimli yazımda dile getirdiğim gibi Afrika'da çocuk olmak oldukça zor. Bu sefer sizleri yine gözyaşlarına boğmak istemediğim için öyküleştirmekten kaçındığım bu haftaki konu ise Afrika'daki sağlık hizmetleri. 

 

 

***

 

Afrika, yüz ölçümü ve nüfus yoğunluğu açısından dünyanın en büyük ikinci kıtasıdır. Dünya yüzölçümünün %24.4' ünü kapsar.

Dünya nüfusunun ise %15'ini barındırır topraklarında. 

Kıtada, 54 adet diplomatik olarak tanınmış ülke mevcuttur. 

Olimpiyat halkalarındaki siyah halka bu kıtayı temsil eder. 

Bir siyasal harita açıp da bakarsanız ülkelerin sınırlarının "cetvelle çizilmiş gibi" olduğunu da görürsünüz. Ne yazık ki yıllardır, hatta yüzyıllardır sömürülen ülkeleri barındırır bu topraklar. Yaşayan halk yerel dil yerine çoğunlukla İngilizce ve Fransızca konuşmaktadır, Portekizce ve İspanyolca da yaygın konuşulan diller arasındadır. 

Kıta halkında Müslümanlık,  Hristiyanlık başta olmak üzere başka dinler de günlük yaşamlarına etki edecek kadar hayatlarının içindedir. 

 

***

 

Bir filmden de bahsedelim ki konu daha net anlaşılsın:  Madagaskar. Animasyon türündeki, hayvanların konuştuğu o filmden bahsediyorum. Film Madagaskar Adası'ndaki orman içinde geçmektedir. Oysaki Madagaskar Adası neredeyse çöl denilecek bir toprak yapısına sahiptir. 

 Tropikal mevsimin etkili olduğu adada yaşayan halk günümüzde  kara veba hastalığı ile boğuşmaktadır. Bunun birincil sebebi, dini inanışları gereği ölülerini gömdükten kırk gün sonra toprak altından çıkartıp kremasyon( ölüyü yakma)  işlemine tabi tutmaları ve bu sırada açığa çıkan bakterilerin  hastalık riskini ortaya çıkmasıdır. İkinci sebebi ise, temiz su kaynağına ulaşmak yaşayan halk için oldukça zor olduğundan adanın ve hatta kıtanın tamamında hijyen sorunu yaşanmasıdır, ki bu hastalığın yayılmasında da birebir etkilidir. 

 

***

 

28 Temmuz akşamı İstanbul Havalimanı'ndan Mali'ye gitmek üzere hareket eden uçağa bindim. Burası, dünya geneli ülkelerin  zenginlik açısından yapılan sıralamasında en son sıradadır!

 

 Ülke insanları içmek için temiz su bulamıyorlar demek galiba durumun ciddiyetini anlatmak için yeterli olur. 

 

Ekonomik olarak bu ülke tek başına ayakta duramamaktadır. Diğer ülkelerden sürekli olarak yardım gelmektedir. Başta yiyecek ve sağlık hizmetleri konusunda. 

 

Mali nüfusunun yarısından fazlası 18 yaş altındadır. Yeni doğan sayıları yüksek olmasına rağmen çocuk sayıları azdır. Çocuk sayılarına oranla da yetişkin sayıları azdır. Yani hayatta kalma mücadelesi verirken yiten hayatların yeridir burası.

 

Ülkedeki çocuklar ,özellikle de kız çocuklar, birçok konuda istismara uğramakta ve sistemdeki açıklar, inanışlar sebebiyle de bu gidişata dur denilememektedir. 

 

Çocuk yaşta evlilik, hamilelik, doğum ve çocuk yaşta doğumun getirdiği ölümlerin yanı sıra “kız çocuklarına sünnet” ile dünya sıralamasında ilk sıradalar. Bu operasyonun hijyenden yoksun ortamda yapılması, operasyon sonrası ortaya çıkan sağlık sorunları gibi sebeplerle ölen kız çocuklarını da baz aldığımızda yaşayanların -şanslı- olduğunu söylemek gerek. Operasyonun işin uzmanları tarafından yapılması gibi bir noktayı mevzu bahis bile etmiyorum çünkü bu konunun saçmalık, bencillik, insafsızlık, canilik, cahillik, vicdansızlık olduğunu düşünüyor ve inanıyorum!

 

Podyumlarda aranan mankenlerden Waris Dirie de çocukken sünnet edilenlerden. Kendi hikayesini – Desert Flower / Çöl Çiçeği- isimli kitabında anlatıyor. Okumanızı tavsiye ederim.

 

***

 

Benim içinde olduğum uçakta 150 çocuk yolcu vardı. Mali çocuklarına yapılan yardımlar kapsamında ülkenin çocukları PCR testi yapılmak üzere Dubai' ye UNICEF tarafından götürülmüştü. 

 

Neden testlerin Mali'de yapılmadığı konusu ise ülkenin bir başka sorununu gözler önüne seriyordu. Çünkü ülke halkı gerektiğinde bir yudum su için başkasını öldürebilir durumda!

 

 Ülkede kaldığım süre boyunca da havalimanı ile otel arası yolculuklarımda, benim içinde bulunduğum araca askeri personel ve askeri araçlar eşlik etti. Başka bir ülke vatandaşının o ülkede başına iş gelmesi onları bir de siyasal krize sokacak ki, son ihtiyaçları olan şey bu. 

 

Türkiye’ye dönüş yolculuğuna geçtiğimde ise karşılaştığım manzara şuydu; ülkenin genç ve sağlıklı erkekleri kendi ülke topraklarından çıkardıkları altınları sanki bir kıyafet parçası gibi valizler içine doldurup Avrupa’ ya satmaya götürüyorlardı. Karşılığında aldıkları para ile kendilerinin ve ailelerinin ancak karnını doyurabilecekleri bir hayatı yaşarken; altınları sattıkları kişiler ucuza altın alıp değerinden satmanın getirdiği karlı sistemde zenginliklerini zenginlik katıyordu. Kendi ülkelerinin topraklarını daha da değersizleştiren bu insanlar aslında sadece hayatta kalmaya çalışıyordu!

 

***

 

Bu hafta ziyarette ettiğim ülke ise Gana. 

 

Tarihte yer etmiş her medeniyet için bahsi gecen su kaynağına yakın yerleşme hali bu ülkeyi etkilemiş. Okyanus kıyısı bulunan bu ülkede yaşayan halk kara kısımda yaşayan halktan oldukça refah bir hayat sürmektedir. Elbette bunda dış güçlerin de etkisi çoktur. Gana halkı kendi ülkesine yapılan yardımlar ile ucuz tatil rotası olmuştur Avrupalılara.

 

*** 

Diğer Afrika rotam, Senegal. 

Hayatımda yediğim en lezzetli dondurmanın merkezi olarak beynime kazınan bu ülke, dünya üzerinde sadece sekiz tane olan harikaya ev sahipliği yapıyor: Pembe göl. 

Lac Rosa  genel adıyla ya da  Retba Gölü olarak da ulaşabilirsiniz bu gölün fotoğraflarına internette.

Bu gölü pembe yapan şey içinde yaşayan bir mikroskop canlısı, bir alg. Bu alg, gölden aldığı tuz ile besledikçe beta- karoten denilen maddeyi üretiyorlar ve su pembe rengini alıyor. 

Tabi bu renk yıl içinde hava sıcaklığı ile doğal arak değişiyor. 

Bir de insan faktörü var değişimde. O da gölden tuz çıkarmakla oluyor. 

Senegal halkı sofralarda kullandıkları tuzu Retba Gölü’nden aldıkları için bu göl artık pembe değil,  kahverengi. 

 

*** 

 

Bu kıtadaş ülkeler arasında dahi öylesine farklar var ki... İnsanın en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz halde olan bir ülke ile biraz daha refah içinde yaşayan ülkeler aynı kıtanın ortak sorunlarını da yaşıyor.

 

Tüm Afrika kıtasını baz aldığımızda en yaygın ölüm sebebi ise AIDS! Dünya nüfusunun %15' ini barındıran topraklarda, dünyadaki HIV/AIDS nüfusunun %35’ ini barındırmaktadır.

Karşılaştırma yapıldığında ise AIDS’e bağlı ölüm sayısının,  sıtmaya bağlı ölüm sayısının 2 katı olduğu görülmektedir. 

 

Tüberküloz, yani verem, de bu kıtada yukarıda bahsettiğim dini inanış sebebiyle oldukça yaygın olan hastalıktır. Hatta AIDS sonrasında en yüksek ölüm oranını getiren hastalıktır.

 

 

*** 

 

Bir yanı dünyanın en büyük ikinci okyanusu Atlas, diğer yanı  üçüncü büyük okyanusu  Hint ile çevrelenmiş bu güzel topraklar galiba dünyanın gözden çıkardığı o çelimsiz çocuk rolünü oynuyor . 

İçi günden güne boşaltılan toprakları ve insanları ile her an olanaksızlıkları yaşayan, bu halleri ile bile mutluluğu yaşayan insanların yeri Afrika. 

 

Afrika ziyaretlerimi baz aldığımda 5 ülke ziyaretinde 2 kere zehirlenmiş biri olarak söyleyebilirim ki o halimde orada hastaneye gitmeyi gözüm yemedi. Ülkeme dönmeyi, burada tedavi almayı tercih ettim. 

Yaşayan halkın ise böyle bir seçeneği dahi olmadığını düşündüğümde kalbimden, beynimden geçen kara bulutlar beni fazlasıyla rahatsız ediyor diyebilirim. 

 

Ben, herkesin -insanca- yaşadığı bir dünya diliyorum. 

Sabah uyandığımızda doğan güneşe bakıp biraz daha mutlu olduğumuz,  gülerken içimizin ağlamadığı güzel günler...

 

*** 

Haftaya görüşürüz diyemiyorum. 

Bu aralar yazılar gecikiyor,  özür diliyorum.

 

Yakında görüşmek üzere;)))

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar MÜCELLA ÖĞÜT - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Şanlı Bayrak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Şanlı Bayrak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Şanlı Bayrak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Şanlı Bayrak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.