ORUÇTAKİ ÖNEMLİ EHEMMİYETLER...

 
Yüce Allah’ın emir ve yasaklarını hafife alan ve Allah’ın mülkünde bedbahtlık yapandan daha rezil, daha zelil kim olabilir ki? Çünkü onlar, Yüce Allah’ın rahmetinden nasipsizdirler. Şayet nasipsiz olmasalardı, orucun bütün feyzinden ve bereketinden kendilerini mahrum bırakmazlardı. Hatta oda yetmezmiş gibi birde  cadde ve sokak gibi ulu ortamlarda alenen orucu yemezlerdi. Bu da onlar için ekstra bir azap, ekstradan kamburun üstünde bir kambur olacaktır...
 
 
Bu insan kisvetindeki insan müsveddeleri, ne Allah’tan korkuyorlar ve nede şeytanlarından utanıyorlar. Oysaki bu mübarek günlerde şeytan-ı lain dahi zincirlere vurularak insanlardan elini eteğini çekmiş durumdadır. Demem o ki bunlar şeytandan daha lain, iblisten daha kezzaptırlar. Yoksa bu kadar arsız bir şekilde ne diye ulu orta yerlerde sigarayı içip  dumanını da insanların üzerine üflesinler... 
 
 
“Kur'an-ı Azimüşan’ın beyanına göre, bizden önceki nesillere oruç nasıl ki farz kılındıysa aynı şekilde bizlere de farz kılınmıştır. Bu farz, birçok ayet ile bizlere bildirilmiştir. Bunu inkar etmek, zaten küfürdür ve tartışması dahi yapılamaz”... 
 
 
Allah’ın rızasını bulundurmayan hiçbir beşeri sistem, Allah katında ve ehli iman insanların nezdinde bir ehemmiyeti yoktur. Bir demokrasi ve özgürlük cümlesi ile o kadar şuursuz haller ile hemhal olmuşlar ki neredeyse küfrün dibine kadar girdiklerinden bîhaberdirler... 
 
 
Onun için böyle beşeri sistemler kurulduğunda veya o beşeri sistemler savunulduğunda, yüce Allah’ın hudut ve dairei çerçevesinde olduğunu unutmasalar, ne terki salat olurlar nede öyle alenen oruçlarını yerler. Oruç, kendini sadece aç bırakmak değildir. Oruç 24 saatin her saniyesi dahi ibadettir. Hatta ve hatta her ibadet anı, kat kat katlamalı sevap hükmündedir... 
 
 
Bakın güzel insanlar, böyle güzel durumların haleti ruhaniyetlerini bozmamak için öyle ulu ortamlarda, cadde ve sokaklarda hal ve hareketlerimize daha özen göstermemiz gerekir. Çünkü bu hallerin sirayeti o kadar alenen işlenir hale geldi ki kimse sesini dahi çıkartamıyor ve ikaz edemiyor. Neymiş efendim, özgürlükmüş demokrasiymiş. Vay yerin dibine batsın böyle özgürlük ve demokrasiniz...  
 
 
Eğer demokrasi ve özgürlük dediğiniz sistem sizi Allah’ın hükümlerine karşı getiriyorsa, o sistemin sonu hüsrandır zelilliktir.  Unutmayın huzur ve saadet ancak İslamı, Kuranı  ve sünneti yaşamakla mümkün olabilir. Bizim amacımız burada ne kimseye buğz etmek ne de kimseyi hedef göstermektir. Ya da rencide etmektir... 
 
 
Biz sadece Allah’ın emir ve yasaklarına uyun diye emri bil maruf nehyi anil münker vazifemizi yerine getiriyoruz. Şayet cehennem azabını kendinize müstahak görmüyorsanız, o zaman da Allah’a karşı savaş açmayın diyoruz. Ama illaki Allah’a karşı savaş açacağız diyorsanız, oda sizin tercihiniz ve ona da biz karışmıyoruz. Sadece sizden tek ricam, o ulu ortamlarda tükettiğiniz tütün ve tütün ürünlerini tüketmeyin ki insanlar o pis dumanınızı teneffüs etmek zorunda kalmasın... 
 
 
Ramazan da çarşı pazar dolaştığımızda sanki bu şehir merkezlerine Ramazan-ı şerifin uğramadığının halleri zuhur ettiğini gördük. Onun için bu senede aynı konuyu kaleme alma gereğini duydum. Bunları söylerken, elbette ki hasta kardeşlerimizi, yolculuk yapan ve seferi hükmünde olan dindaşlarımızı ve hayati tehlikesi olan bütün insanları bu söylediklerimden tenzih ediyorum...  
 
 
Lakin onlarda Ramazanın haleti ruhaniyetine uygun bir halde hareket ederlerse, elbette daha makbul olur. En azında oruç tutanların vebaline girmemiş olurlar. Binaenaleyh, yaşadığımız alanlarda Ramazanı şerifin yaşandığı hissedilmiyorsa ve onun manevi atmosferi buhar olup uçuyorsa buda demektir, her yönüyle hüsrandayız…
 
 
“Yüce Allah’ın hükmü ile hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridirler”. (Maide suresi, 49. Ayet) 
 
 
İla ahiri kelamımızın hulasasında Ulu hakan cennet mekan Abdülhamit Han’ın güzel bir kıssası ile ve birde güzel bir duamızla makalemize son vereceğim. Abdülhamit Han’ın “Ben Ramazanı Özledim” demesi gibi, evet bende o 50 yıl önceki Ramazanları özledim...  
 
 
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم 
"شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذ۪ٓى اُنْزِلَ ف۪يهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِۚ"...  
 
 
Sultan Abdülhamit han, bir iftar sofrasında aile efradına Ramazanı şerifi şöyle anlatmıştı...  
 
 
İnsan, Ramazanı şerifin birinci günü içine bir tohum eker, üçüncü gün o oruç tohumu filizlenir. Onuncu gün, köküyle gövdesiyle bir fidana dönüşür. Sonra dallarını salar ve yirminci gün geldiğinde, dallarında yapraklar açar. Yirmi yedinci gün o yapraklar çiçeklenir dedi...  
 
 
Son günde ise dallarında meyveleri ile sapa sağlam bir ağaca dönüşür ve o ağacın kökü en derinde olur. O ağacın dalları, artık gök yüzünde olduğu gibi orucun nuru da insanların yüzündedir diyen cennet mekan  Abdülhamit Han’ın ve bütün Devleti Al-i Osman’ın ruhları şad, mekanları cennet olsun...  
 
 
Rabbim Teala cümlemizi onların hürmetine dini İslam’a ve sancağı Muhammediye ye muvahhit ve hadim olan kulların zümresine dahil eylesin. Allah, cümlemizin yar ve yardımcısı olsun. Selam ve dua ile huzur içinde kalın selametle... 
 
“SAYGILARIMLA VESSELAM”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdullah Taşkın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Şanlı Bayrak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Şanlı Bayrak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Şanlı Bayrak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Şanlı Bayrak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.